Join for FREE | Take the Tour Lost Password?
[x]

deviantART

:+fav:
 

leyl ve nehar

Journal Entry: Tue Jul 28, 2009, 3:36 AM
Gallery Favourites


leyl











nehar













Seyyar Fotografçı


Çek artık Osman Usta çek
Kapağı bir açışta
Şu bütün sabırsızlığımın resmini
Tam işte o dakikadayım
Hani o her şeyden her şeyden
Sıkıldığım dakikada

Başını şöyle tut diyorsun
Elime doğru bak
Hayır ben o yana bakamam
İstemiyorum öyle durmak

Nedir o öyle
Girecekmişim gibi bir işe
Bıktım usandım rötuştan pozdan
Az mı ezildim az mı büzüldüm
O öldüresiye nazlardan
O hep karşılıksız aşklarda

Bu olduğum gibi sade
Görünebildiğim kadar silik
Dakikada çekersin diye resmimi
Osman Usta bunun için seçtim seni

Deniz gibi sokak gibi ev gibi duracağım
Senin karşında istediğim yana bakarak
İşte öyle çek Osman Usta
Hani o bir bakışta
Halime hayran olarak

S. Aldanır

  • Mood: Content

Mehmet Pinar

Journal Entry: Mon Jul 20, 2009, 10:23 AM
  • Mood: Content

srebrenica genocide

Journal Entry: Mon Jul 13, 2009, 12:39 PM
  • Mood: Anguish

bogazda kalan dugumler: Srebrenica, Dogu Turkistan

Journal Entry: Sat Jul 11, 2009, 3:55 AM
Gallery Favourites

"ey başkalarının acıları ile acılanmayan, sana insan demek yakışık almaz"

Hafız-ı Şirazi


Bundan 15 yıl kadar önce, bir lise öğrencisiyken elimden geldiğince takip etmeye çalışıyordum Bosna'da olup bitenleri. Medeni dünyanın ortasında olan bu "soykırım"ı aklım almıyordu bir türlü. Nasıl olurdu da dünya buna kayıtsız kalabilirdi.
Gazetelerde yazı dizileri, boy boy fotograflar, tek tek yaşanan dramların yekünü koca bir milletin yok edilişi...
aklım hiç almadı... hangi akıl alabilirdi ki...

orada olanları hepiniz az çok biliyoruz.

onbinlerce kayı;p insan var hala. ve bu kayı;p insanların akrabaları her gün şu haberi bekliyor: yakınınızın dna'sını tespit ettik, cenazesine ulaştık.
İşte bu kimliği tespit edilenler geçen sene 11 Temmuzda olduğu gibi, bu sene de binlerce insanın toplandığı Srebrenica'da toprağa veriliyor.
Srebrenica soykırımı, dünyanın ikinci büyük soykırımı olarak tescillenmiş durumda...
ve dünyada soykırıma uğramışların veya bu iddiada bulunanların, dünyaya bunu asla unutturmadıklarını da biliyoruz...

Yine yıllar önce, 1949 yılından beri Doğu Türkistan halkına karşı yapılan sistematik soykırımı okuyup hayretler içinde kalmıştım. Gerek zoraki doğum kontrolleri, gerek kimyasal ve nükleer denemelerde kobay edilen insanları ve çin fabrikalarına köle olarak götürülen, sorgusuzca hapisanelere sürünlenleriyle bir millet yok ediliyordu.
ve bugün o halkın çığlığını duyuyoruz biz. 50 yıldır süren vahşetin ayyuka çıkmış hali...
aklım bunu da almıyor bir türlü.
hangi akıl alır ki?

Doğu Türkistan'ın manevi anası Rabia'nın da dediği gibi: Müslümanım diyen müslüman olduğumuz için, türküm diyen türk olduğumuz için, insanım diyen insan olduğumuz için kayıtsız kalmasın bize yapılan zulme...

maalesef dünyanın çok gelişmiş ülkeleri, ancak kendi topraklarında veya menfaatleri olan yerlerde insan hakları, demokrasi ve medeniyetten bahsediyor. geri kalana bigane, kör ve sağırlar...




  • Mood: Anguish

nisyan ile magdurum

Journal Entry: Wed Jul 8, 2009, 8:17 AM
Gallery Favourites

"Hafıza-yı beşer nisyan ile maluldür." demişler. Aslında unutmak insan için bir nimet. Unutmadan yaşanmaz. Ama neyi unutmadan?
İşte burada ipler kopuveriyor.

İlber Ortaylı Hoca bir keresinde "insan yirmibeşe kadar ne aldı aldı, sonra durur hafıza" dediğinde çok da tiye almamıştım bu sözü. Halbuki bundan kastı bunamak veya balığa dönüşmek değilmiş elbet. 25 öncesi mermere kazınırken, yaş ilerledikçe suya yazılıveriyor öğrenilenler.
Bilgi dağarcığını civa gibi elimizde tutmaya çabalarken buluyoruz kendimizi. Buna mukabil, olayların muhteviyatı, yaşanılanlar ve bunların iç alemimize akisleri daha bir vurgulu, daha bir derin oluyor.
Bunun adı olgunlaşma mı?


Can sıkıcı hallere bürünüyor bazen bu unutkanlık. Özellikle işinizle ilgili konularda. En ufak bir şey için bile not tutmaya başlıyorsunuz. Yani başlıyorum.
Tarihle uğraşan birinin isimleri ve tarihleri unuttuğunu düşünebiliyor musunuz?
Düşünmeyi bırakın, bunu yaşayan bir örnek var karşınızda!

Böyle zamanlarda aklıma hep Marquez'in Yüzyıllık Yalnızlık kitabında yaşanan unutkanlık hastalığı geliveriyor.
Orada da benzer bir çözüm bulmuşlardı hastalığa.

"...
Bellek kaybını birkaç ay olsun önleyecek formülü Aureliano, hem de kazara buldu. Hastalığa ilk yakalananlardan biri olarak bu alanda uzmanlaştığı için, gümüş işleme sanatında da kusursuz bir ustalığa erişmişti. Bir gün maden varaklarını dövmekte kullandığı ufak örsü ararken, adını bulamadı. Babasına sordu, babas 'ıskaça' dedi. Aureliano bunu bir kağıda yazı;p örsün sapına yapıştırdı: Iskaça. Böylece bir daha unutmazdı. Meretin adı zaten bir tuhaf olduğundan, bunun bellek kaybının ilk belirtisi olduğu da aklına gelmedi. Ama birkaç gün sonra, baktı ki laboratuvardaki nesnelerin neredeyse hiç birinin adını anımsamıyordu. Bunun üzerine, hepsinin adını yazı;p yapıştırdı, baktı mı ne olduklarını anlıyordu artık. Babası yelyepelek gelip çocukluğunun en önemli anılarını bile unuttuğundan der yanınca, Aureliona bulduğu yöntemi babasına da açtı ve Jose Arcadio Buendia bunu önce evde, daha sonra bütün kasabada uygulamaya koydu. Fırçayı mürekkebe batırı;p her şeyin üzerine adını yazdı: masa, sandalye, saat, kapı, duvar, yatak, tencere. Ağıla gitti, ne kadar hayvan, ne kadar bitki varsa, onlara da birer inek, keçi, domuz, tavuk, manyok, kaladyum, muz etiketi koydurdu. Zamanla bellek kaybının nerelere varabileceğini inceledikçe, eşyanın adını üzerindeki yazıdan çıkartabileceklerini, ama neye yaradığını unutacaklarını da kavradı. O zaman işi daha da geliştirdi. İneğin boynuna astığı şu yazı, Macondoluların bellek kaybına karşı hazırlıklı olduklarının somut kanıtıdır:
Buna inek derler. Süt versin diye her sabah sağılması gerekir, sütün de sütlü kahve yapmak üzere kahveyle karıştırılabilmesi için kaynatılması şarttır.
Böylece, bir an için adlarıyla yaklanan, ama yazılı harflerin ne demeye geldiğini unuttukları anda kaçı;p ellerinden kayıveren bir gerçeği yaşamaya başladılar.
Bataklığa açılan yolun başına Macondo yazılı bir levha diktiler. Ana caddeye Tanrı vardır yazılı bir tabela astılar. Bütün evlere, nesneleri ve duygularını hatırlatmaya yarayacak yazılar yazıldı. Ama bu sistem öylesine büyük bir dikkat ve sağlam sinir istiyordu ki, çoğu kişi, kendi uydurdukları, bir işe yaramaz ama rahatlatıcı bir düşsel gerçeğin büyüsüne kapıldı...." shf.45-46.




  • Mood: Content

Journal History

Site Map